Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi adlı tablosu üzerine hazırlanan bir sergi, eserin yıllar içinde kazandığı farklı yorumları bir araya getiriyor. Sergide tablonun yüksek çözünürlüklü görüntüsü, dönemin belgeleri ve eser hakkında yazılmış inceleme metinleri sunuluyor. Küratörler, tek bir doğru yorum sunmak yerine tartışmayı görünür kılmayı amaçladıklarını belirtiyor.
Serginin ilk bölümü ressamın çok yönlü kimliğine ayrılmış. Osman Hamdi Bey’in yalnızca ressam değil, aynı zamanda arkeolog ve müzeci olarak çalıştığı, Müze-i Hümayun’un kurumsallaşmasında rol oynadığı aktarılıyor. Bu bölümde dönemin kazı çalışmalarına ait belgeler de yer alıyor.
İkinci bölüm tablonun kompozisyonuna odaklanıyor. Mekân düzeni, figürün duruşu, kıyafet ayrıntıları ve arka plandaki mimari öğeler ayrı ayrı inceleniyor. Küratörler, tablodaki nesnelerin dönemin gerçek eşyalarıyla karşılaştırıldığını, bu karşılaştırmanın sergi panolarında görsellerle sunulduğunu belirtiyor.
Yorum tartışmaları serginin merkezinde yer alıyor. Eserin toplumsal değişim, sabır ve eğitim üzerine bir alegori olarak okunması yaygın bir yaklaşım. Buna karşılık bazı araştırmacılar bu okumanın sonradan üretildiğini savunuyor. Sergi, her iki yaklaşımı da kaynaklarıyla birlikte sunarak ziyaretçiye karşılaştırma imkânı veriyor.
Eserin popüler kültürdeki dolaşımı da ele alınıyor. Tablonun afiş, kitap kapağı ve reklam görsellerinde kullanımı örneklerle gösteriliyor. Küratörler, bir eserin özgün bağlamından koparak farklı anlamlar kazanmasının sanat tarihinde sık görülen bir durum olduğunu vurguluyor.
Sergi kapsamında öğrencilere yönelik atölyeler düzenleniyor. Atölyelerde kompozisyon çözümlemesi yapılıyor ve katılımcılar kendi yorumlarını yazılı olarak ifade ediyor. Sergi üç ay boyunca açık kalacak; hafta içi girişler ücretsiz, hafta sonu ise rehberli tur programı uygulanacak. Sergi ayrıca eserin bulunduğu koleksiyonun tarihçesini de aktarıyor. Tablonun hangi yıllarda hangi mekânlarda sergilendiği, restorasyon geçmişi ve koruma koşulları belgelerle sunuluyor. Küratörler, eserlerin yolculuğunun da sanat tarihinin bir parçası olduğunu vurguluyor.